Çocuk Gelişimi ve Eğitimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çocuk Gelişimi ve Eğitimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çocuğum Kekeliyor Ne Yapmalıyım?

29 Şubat 2012 Çarşamba

Kekemelik, psikolojik sebeplerle (konuşmaktan çekinme veya konuşurken hata yapmaktan korkma) ve motor reaksiyonlara (vücudun çeşitli yerlerinde oluşan tikler) bağlı doğal ritmin bozulması sonucunda konuşmada ortaya çıkan uzatmalar, tekrarlar ve duraklamalardır. 
Öncelikle şunu akıldan çıkartmamak gerekir. Kekemelik bir hastalık değil. Ve daha güzeli çözülmesi mümkün bir durum.
Çocuğunuz ilk konuşmaya başladığı zamanlardan itibaren onu konuşması veya konuşmaması hakkında azarlamaktan kaçınmalısınız. Yanlış söylediği kelimeler olduğunda onu cesaretlendirerek doğrusunu söylemeye teşvik etmelisiniz. Çocuğunuzun konuşmasından belli bozukluklar varsa ve bundan endişe duyuyorsa unutmayın ki bu endişeyi duyması gerektiği mesajını birilerinin tepkileri sonrasında aldı.

Çocuğunuz kekelemeye başladıysa ona yardımcı olmak için yapabileceğiniz şeylerin en başında da sabırlı olmak ve onu rencide etmemek geliyor.

Konuşurken sakin bir ses tonu kullanın ve yavaş konuşmayı tercih edin.
Kısa basit cümleler kullanın.
Onun ilgisi olan konularda konuşun.
Çocuğun özgüvenini artırıcı konuşmalar yapın.
En basit davranışlarını onaylayın ve takdir edin.
Konuşurken  gözlerinin içine bakın.
Endişenizi ona belli etmeyin.
Konuşmasını tamamlamayın, bırakın o bitirsin.
Etrafınızdakilerin onunla dalga geçmesine MUTLAKA engel olun.
Rahatla veya yavaş konuş demeyin.
Bunun yerine siz öyle konuşun ve örnek almasını sağlayın.
Çocuğunuzun kekemeliği hakkında konuşurken onun yanınızda olmadığından emin olun.
Devamını oku...

Çocuk Gelişiminde ve Okulöncesi Dönemde Oyunun Önemi

28 Aralık 2011 Çarşamba

Çocuğun ilk arkadaşı annesidir. anne içinde çocuk dünyaya ikinci bir kez tekrar saflığın gözü ile bakabilmek, onun gözleri ile hayata tekrar çocuk gözü ile bakabilmek ve yeniden büyüyebilmek için ikinci bir şanstır.

Bu anlamda tekrar mutluluğu yakalayabilme şansıdır. Yapılan istatistik ve araştırmalar mutluluğun en önemli anahtarlarından birinin tekrar çocuklaşabilmemizi, pazarlıksız masumiyeti ve saflığı yakalayabilmemizi sağlayan çocuklarımız olduğunu ortaya koymaktır. Çocuk bunun ötesinde anneye daha önce hiç yaşamadığı türden bir sevgi yepyeni keşfedilmemiş bir duygunun ve bu duygunun yarattığı mutluluğun kapılarını açar.

Onun yumuşaklığını hissettiği anda annenin yaşama sevincine bir halka daha etkilenir.

ANNE  veÇOCUĞU ( 0 - 7 Yaş)
Çocuk annesi ile olan ilişkisinin 3.5 yaşına kadar olan bölümü sadece bilinç altında saklayabilir, ancak bilinç altına işlenen bu dönem çocuğun ileriki ruh sağlığı için son derece önemlidir. Bu dönemde başlatılan ve yaratılan ilişki ne kadar neşeli, sağlıklı, istikrarlı, güven ve sıcaklık dolu olursa ileriki dönemlere de o derece güzel bir ilişki taşınabilir.

Bebek doğduğu andan itibaren etrafı, kendisini, bedenini, çevresini keşfetmeye çalışır. Doğal içgüdüleri ile başlattığı tüm yönelişleriyle geliştirdiği yaşantısının her safhası birbirini etkiler, onun için gelişimin her döneminde gereken ilgi ,sevgi, şefkat ve sıcaklığı hatta saygıyı bile görmelidir.

Çocuğun zihinsel ve psikolojik gelismesi için olumlu koşulların sağlanması gereklidir ve koşulların olumlu olması anne ve babanın onu sevgi ve şefkat ile bilinçli bir ilgi ile yetiştirmesine bağlıdır. Anne ve babanın kendi çocuğuna has gelişim noktalarını ve ilgi alanlarını keşfetme konusunda uyanık olması gereklidir.

Örneğin: Çocuğun 3 yaşından sonra çevreyi keşfetme, eşyalara, doğaya sahip çıkma eğilimi vardır. Onun bu erişebildiği her şeye değme isteği engellenir ise bir sonraki gelişim evresine güçlü giremiyecektir. Onun eğilimleri, yararlı olduğu kadar çocuğa hoş gelecek biçimde güzel yönlendirilse, bir sonraki devrede zihin fonksiyonlarını daha serbest ve rahat özgürce geliştirebilir.

Duyguları, hayalleri ve fikirleri yine ailenin şefkat ve ilgili yaklaşımı ile sağlıklı oluşabilir. Yeterlik durumunun ( Dispozisyonlarının ) gelişimi için tüm devrelerin gerektirdiği davranışlara hazır oluş sağlanmalıdır. Zekasını yeteneklerini geliştirecek biçimde kullanmaya koşullandırılması onun yeterlilik durumuna etkileyecektir.

Bu evrelerde dayak başvurulabilecek en kötü, zarar verici ve küçültücü eylemdir. Gelişimi en kötü yönde etkileyen zarar veren bu eylemin köklerine indiğimizde annesinden küçüklüğünde dayak yemiş veya kocasından dayak yiyen bir kadının bunu kendi çocuğuna da tekrarlayabildiği ortaya çıkmaktadır.

Anne her ne kadar yaşamış olduğu bu durumdan memnun olmayıp asla kendisi uygulamama kararında da olsa beyinde böyle bir olayın imgeleri yer aldığından bir kerede olsa bunu gerçekleştirebilme olasılığı yüksektir ve bu bir kereyi diğerlerinin takip etmesi daha kolaydır. Bu evrelerdeki en önemli konulardan bir taneside güven kavramı ve bunun geliştirilmesidir.

Çocuğun herşeyden önce güven duyacağı bir ortama ve insana ihtiyacı vardır. İçinde geliştiği ortamın güven verici olması ondaki aidiyet duygusunun gelişiminde çok önemli bir rol oynar.

Bir sonraki aşamada ise sen bana güveniyorsun ben sana güveniyorum kavramını yalnız ihtiyaç duyduğumuz anlarda sözel kullanmanın ötesinde bazı ufak tefek sorumlulukları ona bırakmamız söylediklerimiz ile tavırlarımızın tutarlılığı dolayısı ile güvenilirliğimizin devamı ve bu kavramı yaşatarak yerleştirmemiz açısından önemlidir. Çocukta bu duyguyu geliştirmek başarının en büyük kısmıdır. ( %80 - %90)

ÇOCUK GELİŞİMİ VE OYUN

Çocuğun kelime haznesi gelişimi ve psikolojik gelişimi açısından doğduğu andan itibaren konuşmak gerekir. Çocuk ses tonuna karşı duyarlıdır ve algılamalar doğuştan itibaren başlar. Bu algılama mana çıkarma değil duyum alma anlamındadır. Yavaş yavaş anlam çıkarma ve takibinde anlamlı ve bilinçli ifade etme gelişir. Çocuk ufak yaşlarda kendi kendine oynar ve konuşur, daha sonraki yaşlarda grup oyunlarına başlanır.

1.Yaş çocuğu: Ses çıkaran yumuşak köşesiz boyasız objelerle ilgilenir. ( Ses çıkaran civciv, ayıcık, kuş, buruşturulabilen ayıcık.

2.Yaş çocuğu: Kutular, üstüste konulabilen karmaşık olmayan basit legolar, içiçe geçirme üstüste koyma yerine yerleştirme yapabileceği objelerle ilgilenir.

3. Yaş çocuğu:
Çizgi film kahramanlarına karşı merak uyanmıştır. Kahramanları sembolize eden oyuncaklar veya onların kullandığı türden eşyalar ilgisini çeker. Daha karmaşık yapbozlar, bilgisini geliştirecek türden konulu kurgulanacak legolar ( Bahçe içinde ev, hayvan, göl v.s.) bir manzaranın aynısının puzzle olarak oluşturulması vs...

4.Yaş çocuğu: Resim yapmaya özellikle seramik çalışmaları, hamurdan renkli killerden objeler yapmaya teşvik etmek, yapılan çalışmalardada yer almak ve çalışma sürecini paylaşmak mesela sen tabak yap, ben de kiraz yapayım gibi yaklaşımlarda bulunup bitirincede aferin ne kadar kabiliyetlisin demek bir anlamda onu onere etmek çok önemlidir. Okul öncesi içine girdiği ortamlara ve bu ortamların standartlarına bağlı olarak ilgi ve gelişim kulvarları çeşitlenmeye başlar.

5.Yaş çocuğu: Okul öncesi eğitim dönemidir ve önemli olan nokta bu yaş çocuğun hala oyun çocuğu kabul ederek eğitilmesidir. Yine resim, seramik gibi aktivitelerin yanısıra artık daha sofistike el becerilerini devreye sokabileceği oyma kesme, yapıştırma, kolaj çalışmaları devreye girer. Grup oyunları başlar. Sek sek, saklambaç, top oyunlarından yaşına uygun olanlar vs. gündeme gelir.

6.Yaş çocuğu: Daha gelişmiş top oyunları, değişik zeka oyunları, grup ile oynanabilecek hafıza ve zeka oyunları, koşmaca, yakalamaca. Çocuğun gelişiminde bütün bu oyunlarında gerçekleşmesinde amaç 24 saat çocukla ilgilenmek ve yanında olmak değildir.

Önemli olan çocuğun sadece kendisine ait ve annesinde kendisiyle ilgilendiği ve konsantre olduğu zaman parçasını bilmesi ve bundan yararlanmasıdır. Şöyle ki işten gelen annenin bütün işleri dışında çocuğa özel olarak onun istediği herhangi bir aktivite veya faaliyeti beraber paylaşabileceği yada çocuğun yaptıklarını seyredebileceği bir zaman dilimi ayırması gereklidir. Burada önemli olan kilit nokta çocuğun kendisi ile ilgilenildiğini hissetmesi yani ilgi doyumunu yakalayabilmesidir. 
Devamını oku...

Çocuklarda Şımarıklık

27 Aralık 2011 Salı

Etrafımızdaki ailelerden 'sen giderek şımarıklaşıyorsun' uyarılarını duyarız. peki Şımarık çocuk bundan ne anlar? Eğer çocuğunuz varsa şımarık çocuklardan nasıl uzak tutabilirsiniz? Çocuk gelişim uzmanlarına sık sık bu tür sorular soruluyor. Şımarık çocukları olan ailelerde amaç çalıştıkları için ona herşeyin en iyisini sunmak ancak dünyanın gerçekleri bu değil. İnsanlar her istediklerini hemen elde edemez.


 Şımarıklık bebekken mi başlar?Bebekler şımarmaz. Bebekler birşeye ihtiyaç duydukları zaman ağlarlar, sizi kullanmaya ya da yapacaklarınızı engellemeye çalışmazlar. Bebeklikte dünyanın gerçekten güvenli bir yer olduğunu bilemye ihtiyaç duyarsınız. Eğer çocuğa çok fazla şey verirseniz, sınırları belli olmazsa, onların sağlığı için herşeyi yaparsanız şımarması da mümkündür. Ancak bu davranış değişikliği belirli dönemlerde ortaya çıkar, 6 aylıkken bu şekilde davranılan bebekler şımarmaz. Ayrıca, literatürde şımarık çocukların daha akıllı olduğuna dair bir bilgi de yok. Onu dışarı götürmek istediğinizde ya da giydirmek istediğinizde her zaman 'hayır, hayır, hayır!' sözcüklerini duymanız da çocuğunuzun şımarık olduğunu göstermez.

 Çocuğunuzun şımarıklık yaptığını gösteren 3 işaret

Örneğin yemek için dışarı çıktınız ve çocuğunuz gelen yemeği yemek istemedi. Bu durumla karşılaşmamak için çocuklara özel menünün bulunduğu restoranı tercih edin. Çocuğunuz herşey yolunda olmasına rağmen hala yemeğini yememekte ısrarlıysa şımarık hareketler gösteriyor olabilir.

Öfke nöbetleri. Yeni yürümeye başlayan çocuklarda öfke nöbeti normaldir ancak 5-6 yaş civarında birşeyi isteme ya da istememe olarak arttıysa bu durum şımarıklıkla ilgilidir. Ufak çocuklar duygularını ifade etmenin, kendilerini dinletmenin ancak bu şekilde mümkün olduğunu görmüş olabilir. Ancak daha büyük çocuklar öfke nöbetine giriyor ise, bu davranışı istediğini yaptırmak için kullanıyor olabilir.

Ailelerde aşırı özgürlük. Çocuğunuz siz ya da başkası olmadıkça uyumuyor diye, sonsuza kadar onu bebek bakıcısı ya da büyükanne ile uyumalarına izin veremezsiniz. Aynı şekilde okula gitme konusunda da sıkıntı yaşıyorsanız bu şımarıklık olabilir. Çocuğunuz size güvenmeli ve bağlı olmalı ancak büyüdükçe tek başına ya da diğer insanlarla da rahat vakit geçirebilmeli. Bu nedenle uzmanlar şımartılmış çocuk yerine "istekleri aşırı yerine getirilmiş", "aşırı korunmuş" kelimesini kullanmayı tercih ediyor. Çocuğunuz yeni yürümeye başlamadıysa, bebek gibi davranıyor, bağırıp ağlıyorsa bu gruba girdiğini gösterir. Bu aynı zamanda kendilerine güvenmediklerini ve güvende hissetmediklerini gösterir

Şımarık olmayan çocuğu şımarık olanlardan nasıl korursunuz?
Çocuğunuz şımarık değilse onu şımarık çocuklardan nasıl uzak tutabilirsiniz? Ona bu konuda öğütler vermeye yürümeye başladığı dönemde başlayabilirsiniz.

Örneğin 'Asla sıcak sobaya dokunma', 'Asla caddeye koşma' gibi dış etkenlere karşı onun güvenliğini sağlayan öğütlerinizi kanıtlayın. Ona ne demek istediğinizi gösterek anlatın. Güvenlik konusunda asla farklı şeyler söylemeyin.

Sosyal davranışlarını aynı şekilde güçlendirin. Arkadaşlarıyla oyun oynarken nazik olmasını, lütfen, teşekkürler demesini öğretin. İlk önce siz arkadaşlarınıza öyle söyleyin, sizi görüp kendisi de öyle yapacaktır.

Çocuklarınız büyüdükçe davranışları hakkında açık konuşun. Okul çağında ya da ergenlik döneminde kavramaları güçlenir. Problemleri birlikte oturup konuşarak çözmeye çalışın. Örneğin, çocuğunuza 'bunları neden yapıyorsun' dediğinizde bunu size anlatmayabilir. Ama 'merak ediyorum neden bunlar oluyor' gibi ucu açık bir soru sorduğunuzda size daha iyi yanıt verebilecektir. Ancak öğrendiğiniz şeyler sizi şaşırtmamalı., aşırı tepkiler vermemelisiniz.

Sakin olun. Tansiyonunuzu yükselten, kendinizi kötü hissetmenize neden olan durumlarla her zaman karşılaşabilirsiniz. Çocuğunuza kötü davranışlar öğretmeseniz bile bunlara hazırlıklı olun. Eğer herhangi bir davranışın neticesinin ne olacağını çocuğunuza anlattıysanız, doğruyu yanlışı bileceklerdir. 10 defa "Eğer uslu durursan sana yeni bir oyuncak alacağım" dediyseniz bu artık işe yaramayabilir. Çocuklar bir şey kontrolden çıktığında, onlar yardım için de ağlayabilir, bu şımarık çocuk davranışı değildir. Unutmayın, onlara doğru ve dengeli davranmayı öğretmek sizin elinizde. Bunu da sakin kalarak başarabilirsiniz.
Devamını oku...

Çocukta Utangaçlık İçin Ne Yapılmalı

23 Aralık 2011 Cuma

Birçok anne-babanın sorunudur çocuğunun utangaç olması. Toplum içinde rahat davranabilmesi, çevresindeki insanlara marifetlerini rahatça sergileyebilmesi, konuşkan ve "bilmiş" bir çocuk olması için ellerinden geleni yapar anne-babalar.

Çocuğum Neden Utangaç ve İçine Kapalı?

 Hangi tutumlar çocuğunuzu utangaç yapar?
Çocuğa baskı yapmak: En tipik anne-baba davranışıdır. Utanan çocuğa "Niye konuşmuyorsun?", "Selam versene!", "Cevap versene!" şeklinde zorlamak ve konuşturmaya çalışmak, çocuğa bir nevi baskı uygulamaktır.

Çocuğa kızmak: Çocuğun utangaç olmasından bazı anne-babalar çok rahatsız olurlar ve bu rahatsızlığı da kızıp bağırarak ortaya koyarlar. "Yeter artık, bıktım senin bu durumundan, seninle bir daha bir yere gitmeyeceğim." demek, aslında çocuğun bu davranışından en fazla onların utandığının göstergesidir.

Suçlayıcı ebeveyn olmak: Yine en sık rastlanan anne-baba davranışıdır. Çocuğu sürekli suçlayarak eleştirmek ve "Her zaman böyle yapıyorsun.", "Sen hiç konuşmuyorsun.", "Bak herkes sana bakıyor.", "Ne kadar ayıp!" şeklinde sözler sarf etmek aslında durumu çözümlemekten son derece uzak, yanlış davranışlardandır.

Alaycı davranmak: Çocuğun yaşadığı duygu ve kaygı durumuyla alay etmek ve onu özellikle başkalarının yanında hafife almak, "Benim utangaç kızıma bakın, yine mi utangaçlığın tuttu?" gibi söylemlerde bulunmak çocuğun durumunu daha da zorlaştırmaktan başka bir işe yaramaz.

Çocuğu ayıplamak ve utandırmak: Çocuğun utangaçlığını farklı ortamlarda gündeme getirerek, onu utandırmak, başkalarının yanında ayıplamak da bilinen hatalı davranışlardandır. "Bu kadar utangaç bir çocuk gördünüz mü, bakın ağzını bile açıp konuşamıyor.", "Herhalde konuşmayı bilmiyor, dilini mi yuttun?" gibi konuşmalar hem ciddi kırıcı hem de olumsuz durumu pekiştirici yanlış konuşmalardır.

Çocuğu yargılamak: "Bir tek sen böylesin, başkasının çocuğu bak nasıl konuşuyor." gibi yargılayıcı ve olumsuz içerikli konuşmalar da çocuktaki bu davranışı kalıcı hale getirmekten başka bir işe yaramayacaktır.

Utangaç çocuğa nasıl davranmalı?

• Çocuğunuzun yeni ortamlara alışması için ona zaman tanıyın ve zorlayıcı olmayın. Çocuğun girdiği ortamın onun da hoşlanacağı bir ortam olmasına dikkat edin.

• Sosyal becerilerini geliştirmesi için ortam hazırlayın. Spor faaliyetlerine, dans ya da müzik kurslarına, tiyatro çalışmalarına yönlendirin. Özellikle ekip olarak yapacağı çalışmalar onun utangaçlığını yenmesi için bulunmaz fırsatlar sunar.

• Öz güvenini geliştirmeye yönelik pekiştirici davranışlarınızı öne çıkarın. Utangaç çocuklar kendileriyle ilgili olumsuz yargılara sahiptir. Bunu yenmenin yolu sosyal becerilerini geliştirmesine yardımcı olmak, bu yolla öz güvenini sağlamlaştırmaktır.

• Çocuğunuzun özelliklerini dikkate alarak onu bir birey olarak her yönüyle kabul edin. Bir bütün olarak değer verdiğinizi hissettirin.

• Çocuğunuzun içine kapandığını, kendisini mutsuz hissettiğini fark ettiğinizde yardım almaktan çekinmeyin. Bazı sıkıntılar çok erken müdahale edildiğinde sorun halini almadan çözümlenebilirler.

• Anne-baba olarak çok üstüne düşmeyin ve olabildiğince rahat davranmaya çalışın. Durumu çok fazla önemsediğinizde çocuğunuz da kendisinde ciddi bir sorun olduğunu düşünecek ve utangaçlığı daha da pekişecektir.

Çocuğun Utangaçlığı Aşması İçin Yapılması Gerekenler,

Çocuğunuz çok utangaç olabilir ve bunu apaçık bir şekilde elinde olmadan dışa yansıtır.Utangaçlık hali çocuklarda, yetişkinlere göre daha kolay gözlenir. Çocuğun çok fazla utangaç olması ilerde bir sorun teşkil edebilir.Çocuğunuzun bu utanmayı üzerinden atabilmesi için sizlerin yardımına ihtiyacı vardır.

Çocuğunuzun bunu aşması için yapmanız gerekenler;

. Yeni ortamlara uyum sağlaması için fırsat verin.

. İstemediği bir ortama girerken aşırı zorlayıcı olmamaya dikkat edin.

. Çocuğa ve ortama ait olumlu özelliklere dikkat çekin.

. Kendi sosyal ilişkilerinizi ve rollerinizi gözden geçirin.

. Utangaç davranışlar sergilediğinde eleştirme, suçlama ve alay etme gibi tutumlardan kaçının.

. Çocuğunuzun utangaçlığını başkalarının yanında konuşmayın.

. Değişik, sosyal ve kültürel ortamlarda bulunmasını, yeteneklerini tanıyıp geliştirmesini sağlayın.

. Özgüvenini arttıracak etkinler ve beceriler edinmesini sağlayın.

. Onu hiçbir şey için zorlamayın.

. Teşvik edin.

. Aşırı koruyucu ya da baskıcı tutmlardan kaçının.

. İşleri onun yerine yapmak ya da onun adına konuşmak gibi davranışlardan uzak durun.

. Kendi benzer deneyimlernizi ve yaşadıklarınızı çocuğunuzla paylaşın.
Devamını oku...

ÇOCUK GELİŞİM DÖNEMİ VE EVRELERİ,ÖZELİKLERİ

Büyüme Nedir?
"Büyüme" yapısal bir artışı dile getirir. Bedende gerçekleşen sayısal değişiklikleri içerir (kilo, boy artışı gibi). Çocuk, sadece fiziksel olarak büyümekle kalmaz, aynı zamanda beyniyle, iç organlarının yapı ve büyüklüklerinde de değişmeler olur. Beynin gelişimi sonucu, çocukta giderek artan bir öğrenme, anımsama ve yargılama yeteneği oluşur. Böylece fiziksel büyümeye koşut olarak, çocuk zihinsel olarak da gelişir.
Buna karşılık, "Gelişme" değişikliklerin niceliği yanında niteliğini de içermektedir. Gelişme kavramı, düzenli, uyumlu ve sürekli bir ilerlemeyi dile getirmektedir.

Gelişimin beş temel özelliği vardır: Gelişim;
1. Dinamik bir olgudur.
2. Genetik bireyselliğin bir sonucudur.
3. Giderek artan bir bireyselleşme sürecidir.
4. Ardarda giden, düzenli ve dengeli bir süreçtir.


Yapılan gözlem ve çalışmalar, belli gelişim dönemlerinde çocuklarda ortak olan eğilim ve davranış kalıplarının bulunduğunu ortaya koymaktadır. Gelişim süreci;
* Motor Gelişim,
* Bilişsel (Zihinsel) Gelişim,
* Dil Gelişimi,
* Duygusal ve Sosyal Gelişim alanlarında , gelişim hızları yaşa bağlı olarak değişir.

1- BEBEKLİK DÖNEMİ (0-2 YAŞ)

Çocuğun eğitimi açısından 0-2 aylık dönemin önemi büyüktür, çünkü gelişimin tüm yüzlerine ilişkin temeller bu dönemde atılır.

MOTOR GELİŞİM


Motor becerilerinde baştan aşağıya ve bedenin merkezinden dışa doğru bir gelişim seyri görülür.

1. Refleksler: Bebekler geniş refleksler topluluğuyla dünyaya gelirler. Emmeye başlama refleksi, arama refleksi, yutma refleksi, moro refleksi, babinksi refleksi, yakalama refleksi, adım atma refleksi bunlardan bazılarıdır. Bu reflekslerden çoğu doğumdan sonraki 3-5 ay içinde azalarak geçmektedir.

2. Motor Yeteneklerin Gelişimi: Yeni doğanın hareket yetenekleri fazla etkileyici değildir. Çocuğun ilk kazandığı yeteneğin başını kaldırmak olduğu, bunun ardından el ve kollarını kullanabildiği, nihayet ayak ve bacaklarını kullanmaya başladığı görülmüştür.

0 ay - Fötal duruşunu sürdürür.
1. ay - Çenesini kaldırabilir.
2. ay - Göğsünü kaldırabilir.
3. ay - Başarısız uzanmalarda bulunur.
4. ay - Destekle oturur.
5. ay - Kucağa oturup nesneleri yakalar.
6. ay - Mama sandalyesinde oturup sallanan nesneleri yakalar.
7. ay - Kendi başına oturabilir.
8. ay - Yardımla ayağa kalkabilir.
9. ay - Sandalyeye tutunarak ayakta durabilir.
10. ay - Emekler.
11. ay - Eli tutulduğunda yürüyebilir.
12. ay - Bir eşyayı tutup kendini çekerek ayağa kalkabilir.
13. ay - Dört ayak üzerinde merdiven çıkabilir.
14. ay - Kendi başına ayakta durabilir.
15. ay - Kendi başına yürüyebilir.



El yakalama becerisinde; 6 aylık bebek nesneyi tüm eliyle yakalamaya çalışır, 9 ay civarında yakalama davranışı tüm parmaklar tarafından yürütülür ve 2 yaşında sadece başparmak ve işaretparmağı ile küçük nesneleri yakalar.

ALGISAL GELİŞİM

Görme keskinliği; doğumdan hemen sonra parlaklıktaki değişime duyarlıdırlar ve bu duyarlılık ilk iki ay içersinde hızla gelişir. Yeni doğan bebekler 19 cm. uzaklıktaki nesneleri net görebilirler. Dört aylıkken normal bir yetişkin gibi görebilirler.

Şekil algısı; 5-7 hafta arasındaki bebeklerin daha çok gözlere baktığı belirlenmiştir. Bu nedenle, bebekle sağlanan göz teması, bebekle bakıcısı arasında sosyal bağın gelişmesinde önemli rol oynar.

Algısal değişmezlik; iki aylık bebeklerin şeklin değişmezliğinin algısına, 4 aylık bebeklerin ise rengin değişmezlik algısına ulaşmış oldukları gösterilmiştir.

Derinlik algısının; bebeklerde 1. 5-2 ay sonra geliştiği düşünülmektedir. Nesne kavramı; nesnenin sürekliliğine ilişkin ilk kanıt iki ay dolaylarında kendini gösterir. Bebeğe gösterilen oyuncak saklanınca şaşırdığı görülür. Ancak arama davranışı 6 ay dolaylarında görülür. Tamamen görüş alanından çıkan nesnenin aranması ise 8-12 aylar arasında gelişir. İşitme duyusu; yeni doğmuş bebeklerin yetişkinlere yakın bir keskinlikle duyabildikleri gösterilmiştir.

Konuşma algısında; çok küçük bebekler konuşma seslerini algılayabilir ve konuşucuları çok erkenden ayırt edebilirler. Gerçekten de bebekler anne babalarının yüzlerini daha henüz tanımadan önce, onları seslerinden ayırt edebilir gibidirler.
Koku ve tat alma duyuları; yeni doğmuş bebekler kokuları ayırt edebilirler, ancak koku duyusu 6 yaşına kadar tamamlanır. Yeni doğmuş bebekler hem tatlı, ekşi ve biberli gibi tatlara duyarlıdırlar hem de aralarında ayırım yapabilirler.

SOSYAL VE DUYGUSAL GELİŞİM

Sosyal ilişkilerin tartışılmasında temel kavram "ATTACHMENT-BAĞLILIK"dır. "Bağ" kavramı, iki kişi arasındaki duygusal bir zincir olarak açıklanır. Anne-baba ile çocuk arasındaki bağın oluşum sürecinde iki adım vardır:
Birinci adım: İlk bağlar (anneler açısından). - Annelerin çocuğuna karşı duyduğu bağın oluşumunda kritik bir dönemin varlığı ileri sürülmektedir ki bu da doğumdan hemen sonraki dönemdir. Bu dönemde bebeklerini kucaklarına alarak seven annelerin, çocuklarına daha kuvvetli bağlarla bağlandıkları belirlenmiştir.
İkinci adım: Bağların kaynaşması. - İlk hafta ve aylarda anne-baba ile bebek arasında karşılıklı olarak birbirlerine kenetlenme, bağlanma şeklinde davranış örüntüleri gözlenir. Gerçek bir bağın oluşması için zamana ve denemelere ihtiyaç vardır. Bu süreç sakin bir şekilde yürüdükçe ve anne-baba çocuklarının ihtiyaçlarını sezmeye başladıkça, anne-babalık görevi daha doyumlu olmaya başlar ve bebeklerine olan bağları kuvvetlenir.

Babaların çocuklarına olan bağlarının annelere benzediği, fakat doğumdan birkaç ay sonra, babaların annelerden farklı bir rol üstlendikleri araştırmalarda saptanmıştır. Annelerin çocukların bakımını üstlendikleri gibi, onlarla daha fazla konuştukları, daha fazla kucaklarına aldıkları, daha fazla şefkat gösterdikleri ve daha sakin bir etkileşime girdikleri görülmüş; Babaların ise daha çok çocuklarıyla fiziksel boğuşma davranışına girdikleri ve daha çok oyun oynadıkları gözlenmiş, bunun da bebekle etkileşim örüntüsünde pek etkili olmadığı bulunmuştur.

Bebeğin anne-babasına olan bağlarının gelişimi:

Bağlanma Öncesi. İlk 3-4 ay süresince bebek kişilere ayırım yapmadan tepkide bulunur.

3. Faz. 3-5 ay arasında ise bebek yüzler arasında ayırım yapar ve aşina olduğu kişi bebeği daha kolay sakinleştirir.

4. Faz. 6-7, 11-12 ayları arasında bebek genellikle tek bir kişiye bağlanır, bu da genellikle annedir. 6-8 aylar arasında bağlandığı kişiye karşı ayrılma endişesi başlar. 8-12 aylar arasındaki bebeğin yabancılardan korkma davranışı, yine bu bağı kanıtlayıcı bir tepkidir.


5. Faz. 2-3 yaşlarına doğru konuşmaya ve yürümeye başladıkça, yetişkinin muhakkak yanında olmasını istemez ve çevreyle temasını arttırır.


Annenin tepkilerinin çocuklarıyla olan etkileşime etkisi: Annenin güven duygusu; Güvensiz anneler genellikle ya sık sık çocuklarına bakma ve eğitme biçimlerini değiştirirler ya da hiçbir esneklik göstermeden belirli bir rutin içinde hareket ederler, çünkü bu rutin kendilerinin sahip olmadıkları güven duygusunu sağlar. Bu tür tutumlar ise çocuklarda güvensizliğe neden olur.

Annenin bebeğinin özelliklerini ve gereksinimlerini algılama derecesi; Anneleri ile uyumlu etkileşim içinde olan bebeklerin çevrelerine karşı daha ilgili ve daha az ürkek oldukları, bebeğine daha fazla tepki veren annelerde bebeklerin istekleri kolaylıkla yerine getirme olasılıklarının daha fazla olduğu görülmüştür. Anneleri ile olumlu sosyal ilişki içinde olan bebeklerin çevrelerini ve yeni nesneleri keşfetmeye daha açık oldukları belirlenmiştir. Ancak annenin tepki dozunu kaçırıp, çocuğun en hafif sızıldanmalarına gereğinden fazla duyarlı olup tepkide bulunması da anne ile çocuk arasında sembiyotik bağın gelişmesine neden olur ki, bu da çocuğun bağımsız bir kişilik geliştirmesini engeller.

Annelerin bebeklerinin faaliyetlerine tepki şekli; Annenin tepkilerinin bebeğin davranışıyla uyumlu olması halinde, bebek neden sonuç ilişkisini daha kolay sezecek, bebeğin zeka gelişimi olumlu bir şekilde etkilenecek ve çevre üzerinde etkili olabileceği konusunda olumlu bir beklenti içine girebilecektir. Annelerin bebeklerinin olumlu ve olumsuz davranışlarına gösterdikleri tepki şekilleri bebeklerin çevreye karşı uyumu açısından önemlidir. Annelerin iletişim biçimlerinin bebeklerin zihinsel gelişimine etkisi; Doğumdan on yaşına kadar süren dönem içinde yapılan bir araştırmada duyarlı ve tepki veren annelerin çocuklarının on yaşındaki zeka bölümleri, duyarsız ve tepkisiz annelerin aynı yaştaki çocuklarının zeka bölümlerinden daha yüksek bulunmuştur.

Yaşamın ilk aylarında bebek kendini diğer bireylerden ayıramaz, kendisini annesinin bedeninin bir uzantısı olarak algılar. Bazı deneyler çocukların çoğunluğunun 21 ile 24 ayları arasında kendilerini açıkça ayrı bir varlık olarak gördüklerini gösterir niteliktedir.

BİLİŞSEL (ZEKA) GELİŞİMİ

Çocuğun dünya hakkında bilgisi şekillendikçe birbirine bağlı zihinsel gelişim evrelerinden geçtiği savunulur. Yaşamın ilk 18 ayında bebeğin öğrenmesi, algı ve hareketlerini organize etme şeması ya da duyu hareket şeması biçiminde düzenleme ve geliştirmekten ibarettir.

0-1ay arasında doğuştan olan refleks tepkilerini geliştirirler.


1-4. aylar arasında; bebekler hareketleri üzerinde daha istemli bir denetim sağlayabilir ve yaptıkları davranışı yinelemekten hoşlanır, çevredeki ilginç değişiklikleri fark edebilirler.


4-8. aylar arasında;
neden ve sonuçları ayırma yeteneği görülmeye başlar. Sabit duran nesneleri tüm duyularıyla inceler, dikkatlice bakıp seslerini dinler, nesneleri birçok kez elleri içinde döndürürler. Sadece zevk almak için birçok karmaşık ve ilginç yolu denerler ve böylece de oyun davranışlarına ilk kez girişirler. yetişkinlerin kol ve bacaklarıyla yaptıkları hareketleri taklit edebilirler.

8-12 ay arasında; en büyük özelliği daha mükemmel şekilde neden ve sonuçların birbirinden ayrılmasıdır. Amaçlarına götürecek yolları deneyerek, değiştirerek uygun olanını bulmaya çalışırlar. Görüş alanından kaybolan oyuncakları ararlar. Daha önce yapmadıkları yetişkin davranışlarını taklit edebilirler.

12-18 aylar arasında; bebek deneme yanılma yoluyla sorunların çözümü için yeni yollar keşfeder ve keşfinin sonuçlarını görmeye çalışır. Yerden aldığı oyuncakları atar, böylece seslerini, kırılganlıklarını fark ederler. Görüş alanından çıkan nesneyi sistematik olarak en son saklanan yerden arama davranışı gösterir. Karmaşık ve bütünüyle yeni devinimleri yineleyebilir ve bunlara oyununda yer verir.

18-24 aylar arasında; bebek artık zihninden sonuca götürecek yollar düşünür, zihinsel sembolleri kullanarak (tabure, sopa gibi) istediği şeye ulaşmaya çalışır. Yine sembol kullanma yeteneğine bağlı olarak , oyunlarında da büyük ölçüde değişiklik görülür. Etkilendiği örnek görüş alanında bulunmasa da onun davranışlarını taklit edebilir.

DİL GELİŞİM

Konuşmayı öğrenmek uzun ve karmaşık bir olgudur. 0 ile 12-15 ay arası çocuk iletişimini mimiklerle, ağlama biçimleriyle ve anlamsız mırıldanmalarla dile hazırlık şeklinde yapar. İlk sözcükler genellikle birinci yılın sonlarında kullanılmaya başlar. 9-18 aylar arasında iki sözcükle farklı anlamların ifade edildiği cümlelerin kurulduğu dönem başlar. Çocuğun ilk konuşmaları öncelikle günlük yaşamlarında yakından ilgilendikleri ve onlar için işlevi olan objelerle ilgilidir.

Sesli uyarıcıları bol çevrede yetişen bebek, daha fazla seslendirme etkinliğinde bulunmakta ve daha çeşitli sesler çıkarabilmektedir. Genizden konuşanlar incelendiğinde, genellikle sütleri çok yavaş emdikleri, bu nedenlerle annelerin biberon deliğini fazla genişlettiği öğrenilmiştir, ancak bu konuşmaya yardımcı olacak olan normal emmeyi engellediği için önerilmemektedir. Biberon deliği gereğinden fazla küçük olanlarda ise ileri de peltek konuşma olabileceği için bu da önerilmemektedir.

0-6 ay arasında; bir yaşından önce çocuk dili anlamlı şekilde kullanamaz, ancak seslendirme (vocalisation) işlevi vardır. Birinci ay süresince bebekte seslendirmelere pek sık rastlanmaz.

6.ay. Bu aydan itibaren bebeğe bir ses verildiğinde o da bir sesle tepkide bulunur. Kendi çıkardığı sesleri dinlediği gibi başkalarının çıkardığı sesleri de dinlemeye başlar. Bu toplumsallaşmış seslendirmedir.

8 ay. Sesli ifadeleri duygularını açığa vurur.

10 ay. İşittiği sesleri taklit eder gibi görünür, ancak başarılı olamaz.

12 ay. Çocuk ilk anlamlı sözcüğünü genelde bir yaş civarında söyler. Bazı sözcük ve basit emirleri anlar. Yetişkinin çıkardığı sesleri papağan gibi yineler ancak, konuşmasında anlaşılır bir akıcılık yoktur.

18 ay. 18. ay civarında çocukların kelime bilgisi artmaya başlar. Ancak çocuk az sayıda kelime bilgisine sahip olduğu için bildiği kelimelerle genellemeler yapar (çoğu yiyeceğe birden mama demesi gibi). Çocuk iki nesne arasında ayırım yaptıkça yeni sözcüğe gereksinim duyar.

İkinci yaş 2 yaşına gelince iki sözcüklü cümleler kurmaya başlarlar ve çevrelerindeki hemen her şeyi isimlendirirler. Cümle kurarken cümlenin anlamı için önemli olmayan takıları atarlar.

Konuşmayı geciktiren öğeler;
-Duygusal çatışma, sevgi, şefkat eksikliği gibi.
-Münakaşa, dilin sürekli münakaşa etmek için kullanılan ortamda büyüyen çocuklar.
-Aşırı düşkünlük, bu tür çevrede çocuğa konuşmak için yeterince fırsat verilmez.
-İlgisizlik.

İLETİŞİM BİÇİMLERİ

Sözel tepkiler ile çocuğun konuşmalarına yanıt verilecek böylece kendine olan güveni artacak, atılımda bulunmak için teşvik edilmiş olacaktır. Anne çocuğuna iletmek istediği mesajı kendi ifadesiyle yineleyerek, doğru anlayıp anlamadığını denetlemesi ile çocuk sonraki iletişimlerinde kendini daha açıkça ifade edebilecek ve kendi eylemlerinin başkalarının üzerinde etkili olduğunu görerek kendine olan güveni artacaktır.

Duruma göre tepki türlerinin ayarlanmasında önemli olan yetişkinin duruma göre tepki türlerini ayarlamasıdır. Çocukların kendiliğinden olan iletişimleri: İstek bildiren iletişimler, bilgi aktaran iletişimler ve öğrenmeye ilişkin iletişimler olmak üzere 3'e ayrılır.

Çocuğun isteğinin yerine getirilemeyeceği durumlarda istediği şeyin yerine geçecek başka olumlu bir şey önerilmeli, aynı zamanda basit sözcük ve kavramlar kullanarak, yasaklamanın nedeni açıklanmalıdır.

İki yaşındaki çocukların keşfetme isteklerini kuvvetlendirmek için, denetleyici-kısıtlayıcı konuşmaların elden geldiğince az sayıda olması gerekir. Bunun için de çevredeki tehlikeli ve kolay kırılacak nesnelerin kaldırılarak çocuğun görüş alanının dışında tutulmalarında ve böylece çocuğun kısıtlanmadan rahat hareket edeceği bir alanın sağlanmasında yarar vardır.

Etkin öğretimin temeli olan tepkisel öğretim çocuğun konuşmalarına verilen tepkide bir seri öğretici unsurlarda eklenmesidir. Spontan öğretim ise yetişkinin durup dururken renklere, sayılara ilişkin konuşmaya geçmesidir.

Onaylama çocuğun sürekli atılımlar yapan aktif bir keşfedici olarak kabul edildiğini belirtme açısından önemlidir.

Tüm bu iletişim yolları, çocuğun sadece dil ve zeka açısından gelişimini tamamlamakla kalmaz, çocuğun gelişmekte olan egosunu da güçlendirerek kendine güvenen, atılımlardan çekinmeyen, duygusal yönden sağlıklı ve öğrenmeye karşı güdüsü (motivasyonu) artmış bir birey olarak yetişmesini de sağlar.

2. OKULÖNCESİ DÖNEMİ (3-6 YAŞ) ÖZELLİKLERİ

Üç yaşından itibaren oyun çağına giren çocuk, motor becerilerinin gelişmesiyle çevre üzerinde egemenlik kurmakta ve bunu giderek genişletmektedir. Sayı sayma, şarkı şiir öğrenme ve çevresindeki dünya hakkında sorular sorma gibi alanlarda dil ve zihinsel yetenekleri ilerlemektedir. Üç yaşındaki bir çocuk artık çevresinde kendisinden bağımsız bir dünyanın varlığını ve kendisinin de o dünya içinde bir birey olduğunu kabul etmiştir.
3 yaşındaki çocuk koşarken ve büyük oyuncakları itip çekerken önüne çıkan engelleri aşabilir, üç tekerlekli bisiklete binebilir. Kendi giysilerini kısmen giyebilir. 3 yaşındaki çocuğun bildiği kelime sayısı 1000'e ulaşır. Uyku ve temizlik alışkanlıkları büyük ölçüde kazanılmıştır. Mükemmele yakın bir şekilde kendi kendilerine yemek yemeyi başarabilirler. Çocuğun sfinkter kaslarını kontrol etmeyi başarabildiği 2 yaşlarından sonra başlatılan tuvalet eğitimi 3. -4. yaşlarda artık sonuç vermeye başlamıştır. Bu yaş grubu çocuklar son derece ben-merkezcildirler ve çoğunlukla kendi başlarına oynarlar. Konuşma ve cümleler 3 yaş çocuğunda dilbilgisine daha uygun hale gelmiştir. Artık aralarında neden-sonuç ilişkisi bulunan düşünceler, bileşik önermeler alarak tek bir cümlede ifade edilmeye başlar, ancak konuşurken başkalarının görüş açısını dikkate almaz. Dil, hareket ve toplumsal gelişim yönünden, büyük ilerleme gösteren 3 yaş çocuğu zengin bir hayal gücüne sahiptir ve bunlar gerçek olaylar, gerçek kişilermiş gibi davranır. Yetişkinlerin giysilerini giymekten, onların davranışlarını taklit etmekten, ev işlerine yardım etmekten, büyüklerin çeşitli davranışlarını yinelemekten zevk alır. Ayrıntıya girmeyen küçük kısa hikayelerden hoşlanır.

4 yaş çocuğu isteklerinin anında yerine getirilmemesini anlayışla karşılamayı öğrenmeye başlar. O artık kendi dışındaki dünyanın kuralları olduğunu ve başkalarının hak ve istekleri olduğunu görür ve beklemeyi öğrenir. 4 yaşında, üç yaşına göre daha sakin, daha uyumlu ve hareketlerini daha kolay kontrol edebilecek durumdadır. Bu dönemde çocuk kendisiyle oynayacak bir ya da iki arkadaşını seçmeye başlar. Oyun arkadaşları ilkokula başlayana kadar her iki cinsten de olabilmektedir. Rahatça koşmayı, zıplamayı, elini ve parmaklarını kullanmayı başarabilir. Kağıt, kalem, fırça ve boyalar bir önceki yaşından daha ustalıkla kullanılmaya başlanmıştır. Çevresini tanıma çabası içinde olduğundan sürekli sorular sorar ve açıklamaları dikkatle izler. Yetişkinlerle olumlu ilişkilerini sürdürürken kendi yaşıtı olan çocuklarla daha uzun süre birlikte olmaya başlar. Dört yaş çocuğu son derece açık sözlüdür, düşünceleri somuttur.

5 yaş: Bu dönemde çocuk daha bilgili ve olgun bir birey görünümündedir. Çevresine karşı dostça bir yaklaşım içindedir. Çocuk çevresine ait yeni keşiflerde bulunur, yetişkin desteğine daha az ihtiyaç duyar. Kaslarının kontrolü gelişmiştir. Düzenli cümlelerle insanlarla olan kişisel ve sosyal ilişkileri artmıştır. Hep konuşmak ister. Yetişkinler gibi uzun cümleler kurmaya çalışır. Olayları ve masalların sırasını bozmadan anlatır. Oyunlarında genellikle yetişkinin ciddi uğraşlarını konu alır, oyunlarda öğretmen, otobüs şoförü, anne-baba, doktor olur. Ev, el işlerine de ilgili olduğundan tamamlayabileceği görevler verilmeli ve böylece sorumluluk duygusunun gelişmesi desteklenmelidir. Grup oyunlarında beraberlik daha uzundur, grup üyeleri kuralları birlikte koyarlar. Genellikle canlı, neşeli ve hareketli bir görünüm içindedir. Kısaca 5 yaşındaki çocukta, motor dengenin, düşüncenin, bireysel-toplumsal ilişkilerin (benlik kavramının); evde okulda ve toplum içinde uyumun daha belirgin olduğu görülür.

6 Yaş. Son çocukluk döneminde çocuk, motor ve dil gelişimi açısından büyük aşamalar kaydetmiş ve dengenin gelişmesi sonucu hızlı yürüyebilen, futbol oynayabilen, el-göz koordinasyonunun gelişmesi sonucu eki eli de bağımsız kullanabilen bir birey haline gelmiştir. Altı yaş çocuğu değişmekte olan bir çocuktur. Anneler çocuklarındaki bu ani değişiklikleri “ Bu çocuğa ne oldu? Bilmiyorum, çok değişti” şeklindeki sözcükleriyle dile getirirler. Daha tembel ve kararsız bir görünümdedirler. Altı yaş çocuğunun ince motoru oldukça gelişmiştir. El işlerinde daha beceriklidirler. Kesip yapıştırır, boyama yapar, resim yapar, tüm araç ve gereçleri iyi kullanır. Oyunlarda ve ilgi alanlarında kız ve erkek çocukları arasında farklılıklar gözlenir. Bir çok hayali role girerler. Grup oyunlarından çok hoşlanırlar. Bazı sorumluluklar yüklenir, söylenenleri dikkatle dinlerler. Kendisiyle gerçek nitelikte eğitim uygulamaları yapılacak bir çağa gelmiştir.

Okulöncesi Çağında Oyunun Önemi

Okul öncesi çağdaki çocuğun temel uğraşı, öğrenme için kullanılan başlıca yoldur. Oyun, çocuğun sosyalleşmesini sağlar, duygularını ifade edebilmesi ve büyümesini yansıtabilmesi için en uygun yoldur. Çocuğa alınacak oyuncaklar pahalı bebek ve elektronik oyuncaklar değil, çocuğun güvenle ve çok amaçlı olarak kullanabileceği biçimde seçilmelidir.

Okul Öncesi Eğitim Kurumları:

Günümüz toplumlarında çocuğun giderek artan güvenli oyun imkanı ve yaşıtları ile birlikte bulunma ve sosyal gelişim ihtiyaçlarına cevap verebilmek açısından önemli bir görevi yerine getirmektedirler. Bu nedenle yalnızca çalışan annelerin değil, evde çalışan annelerin de çocuklarını bu tür eğitim kurumlarına göndermeleri özellikle 4 yaşından sonra desteklenmelidir.

Kitle İletişim Araçlarının Kullanımı

Ülkemizde en sık kullanılan kitle iletişim araçları arasında özellikle kitap, radyo ve televizyon sayılabilir. Kitaplar, çocuğa sundukları zengin ve çeşitli bilgilerle onun doğal öğrenme isteğini besleyerek gelişimine büyük ölçüde katkıda bulunurlar. Radyo, yalnız işitme duyusuna yönelik olduğu için çocuk dikkatini yoğunlaştırmayı ve dinlemeyi öğretir. Değişik seslerin çocukta bıraktığı izlenimler çocuğun hayal gücünün gelişmesine katkıda bulunur. Televizyon, çocuğun bütün gününü başında geçirecek bir araç olarak değil, sadece günlük yaşamda karşılaşabileceklerin-den çok daha çeşitli konularla ilgili bilgi ve izlenimler edinmesine yardımcı bir araç olarak görülmelidir. Temel ihtiyaçların kazanılmasında ailenin rolü

Açlık ve İştah

Açlık duygusu midede meydana gelen kısa aralıklı kasılmaların oluşturduğu gerilimdir. Buna çoğu zaman genel bir huzursuzluk ve halsizlik de katılır. İştah yemek yemeye yönelik fizyolojik bir ihtiyaçtır. Açlık duygusu bebeklik döneminde bir gün içinde 8 kez görülür, çocukluk ve yetişkinlikte ise 3-5 defaya iner. Sevgi, elem, öfke ve hiddet iştahı bozucu etkenleridir. Ana babanın görevi, açlık ve iştah duygularının sağlıklı bir şekilde gelişmesini ve yemek yeme zamanlarının doğru biçimde yerleşmesini sağlamaktır. İlk ayların beslenme yöntemi meme ve biberondur. Bu yöntemler kullanılırken bedene kulak verilmeli, mide açısından hazım için uygun zaman aralıklarının geçmesine ve bedensel olarak açlık duygusunun oluşmasına dikkat edilmelidir. Ağlama ve huzursuzluk nöbetleri meme ile geçiştirilmiş bebekler, ileri yıllarda, mutluluğu buzdolaplarında aramaya, aç olunmadığı halde yemek yemeye ve yeme düzeninin dışında ufak tefek, besin değeri olmayan ama ağız dolduran ve tat veren besinlere yönelirler. Bebeğin psikolojik ihtiyaçlarını da düşünerek beslerken kucakta sevgi ve ilgiyle tutulmalıdır. Çocuk ilk beslenme kalıplarını alırken, onu çok hızlı beslemek, gürültülü ve huzursuz bir ortamda tutmak, sevmediği şeyleri yemeye zorlamak olumsuz yaşantılara sebep olur.

Uyku Alışkanlığı Nasıl Kazandırılır?

Fizyolojik olarak bebek rahim içi hayattan rahim dışı hayata geçtiğinde gününün üçte birini uyanık, üçte ikisini ise uykuda geçirir. İlk 40 günden sonra uzun uykuların ağırlıklı olarak akşam saatlerine, özellikle de 23-24'ten sabah 6-7'ye doğru kayması beklenir. Uyku sırasında fizyolojik REM ve NONREM dönemleri vardır. NREM uykusunun da dört basamağı vardır ve bu basamaklar boyunca uyku derinleşir. Bu dört basamaktan en derin uykunun uyunduğu delta basamağından sonra REM uykusuna geçilir. NREM bölümü, insanın bedensel dinlenmeyi, REM uykusu ise psikolojik dinlenmeyi sağlar. Rüyalar da REM döneminde görülmektedir. Bebekte ilk yıllarda REM uykusu yetişkinlik dönemlerindeki REM uykusunun süresinden çok daha uzundur. Doğumdan sonra ortalama olarak uykunun % 50'sinden fazlası REM'dir. Özellikle 36. aydan itibaren uyku kalıpları yetişkinlik kalıplarına benzemeye başlar.

Rahat bir uyku için gereken dış koşullardan birinci ve gerekli en temel unsur, kişinin günlük ritmine uygun saatlerin uyku için kullanılmasıdır. Bunun yanında uyku sırasındaki gürültü, ışık, oda sıcaklığı, uykudan önce yenilen besinle ve yatağın kalitesi de önemli dış koşullardır.

Uyku için en elverişli oda sıcaklığının 17-24 C arası olduğu belirlenmiştir. Yatak kalitesinde önemli olan bedenin S şeklindeki esas yapısını zorlamayacak bir yatak kullanılması ve başa çok az bir yükseklik sağlanmasıdır. Uykuda önce verilen süt ve bal uykuya geçişi ve uyku derinliğini artıran bazı hormon benzeri maddelerin salınıcına yardımcı olmaktadır.

Tuvalet eğitimi nasıl kazandırılmalı?

Çocuk genellikle 20 aylık olduktan sonra tuvalet eğitimi için yeterli olgunluğa ulaşmaktadır. Buna rağmen bu olgunluğa bazı çocuklar 18. ayda, bazıları ise 24. ayda ulaşabilirler. Bu nedenle çocuğun bir yaş dolaylarında olduğu dönemde tuvalet eğitimine başlamak son derece sakıncalıdır. Tuvalet eğitimine başlamadan önce mesane kontrolü, bedensel olarak hazır olup olmadığı ve zihinsel gelişiminin değerlendirilmesi önerilmektedir. Eğitim sırasında bezlerin terk edilmesi hem gündüz, hem de gece için geçerlidir. Eğitim süresince başarıyı kutlamak, olumlu geri bildirimler yapmak ve ödüllendirici yaklaşımlardan yaralanılabilir.

3. SON ÇOCUKLUK DÖNEMİ

Bedenin ve hareketlerin gelişimi: İlkokul döneminde fiziksel büyüme-gelişme yavaş fakat kas dokusu gelişimi hızlıdır. Bu nedenle kaslarla iskeletin birbirine uyuşması sırasında "büyüme ağrıları" görülür. Büyük kas becerilerinin yanı sıra, küçük kas becerilerinde de yaşla artan düzenli ve sürekli gelişme, olgunlaşma söz konusudur. Bu dönemde çocuk, bireyselleşmenin adımlarını atarak, bir birey olarak toplumda yer almaya başlar. Çocuğun zihinsel ve sosyal becerileri, hayal kurma, canlandırma ve espri yetenekleri gelişir. Bu dönem çocuğu sürekli canlı ve hareketlidir. Oyun ve ilgi evden sokağa kaymıştır.

İlkokul birinci sınıfta yazı yazmayı öğrenebilen çocuk el yazısını ancak ikinci sınıfta becerebilir. Okul çağı çocuğunun konuşmasında da belirgin gelişmeler olur, sözcük dağarcığı genişler ve ilkokulu bitiren çocuğun 50. 000 sözcük bildiği varsayılır. Bu dönemde niçin, ne, nasıl soruları çok sorulur. İlkokul çocuğunda pek çok kavram da gelişmiştir. 5 yaşındaki çocuk sağ-sol kavramını öğrenir. Ama kendinizin sağınızı-solunuzu sorarsanız bilemez. İlkokul dönemindeki çocuk bunu gösterebilir. Şekil, boyut, uzaklık, sayı, zaman kavramları da gelişir. Ancak çocuğun en zor öğrendiği kavram ölüm kavramıdır. 2-7 yaş dönemindeki çocuklar ölümü geçici bir durum olarak düşünürler. 6-7 yaşından itibaren ölümün nedenleriyle ilgilenmeye başlarlar. 9-15 yaş arasında da yetişkinler düzeyinde ölüm kavramı gelişir. 8-9 yaşından önce çocuklar kuralların nedenini, anlamadan ya da farkında olmadan ailelerinden, çevrelerinden öğrenirler. 9-10 yaşından itibaren kuralların nedenini ve anlamını fark etmeye başlarlar. Akran grupları 6-12 yaş döneminde gelişir ve çocukların sosyalleşmesinde önemli rol oynarlar.

4. ERGENLİK DÖNEMİ

10-12 yaşlar arası önergenlik (buluğ öncesi, prepuberte), 12-15 yaşlar arası ergenlik (buluğ, puberte, ilk gençlik), 15-17 yaşlar arası delikanlılık dönemi olarak tanımlanabilir. Bu dönem erişkinlik çağına dek sürer. Ergenlik döneminde kız ve erkek çocukta cinsiyetle ilgili içsalgı bezleri işleve başlar ve böylece kadın ve erkek olmakla ilgili bedensel değişiklikler hızlanır. Bedensel olan değişme ve gelişmeyle birlikte ruhsal ve toplumsal değişme ve gelişme de olur. Böylece cinsel benlik ya da kimlik kazanılır. Gençte kendi beden yapısına, değişen gelişmelere ilişkin birbirine karşıt, çelişik, değerlendirmeler ve düşünceler ortaya çıkar. Bir yandan, beden yapısının, yüzünün çirkinleştiğini düşünüp kaygı duyar, sıkılıp üzülür. Hatta utanır. İçine kapanır, çevreden uzaklaşır. Öte yandan, bedenindeki değişme ve gelişmeleri ortaya çıkarmak, kazandığı güzellikleri başkalarına göstermek için çaba harcar. Gençlik çağında çirkinlik ve güzellik kavramlarının oluşmasında çocukluk çağı yaşantıları ve ailenin tutumu önemli rol oynar. Gençlik çağı abartılmış, aşırı, çabuk ve kolay değişen duygulanım ve coşkularla doludur. Başarı, çalışma, yaratıcılık, verim düşer. Kendisini evrenin merkezinde etkin ve güçlü gören genç, anne babasını etkisiz, güçsüz, yetersiz görmeye başlar. Gence her an türlü kaynaklardan gelen iletilerin özdeşleşme süreci içinde bütünleşip genç tarafından benimsenenleri gencin kimliğini, kişiliğini oluşturur. Genç alabildiğine özgür ve bağımsız yaşamak için her türlü çabayı gösterirken ailenin ekonomik durumunu görmezlikten gelir. Çalışmak, başarılı olmak gibi sorumlulukları olduğunu unutur. Özerklikle sorumluluk arasındaki denge sağlıklı iletişim ve özdeşleşmeyle kurulur. Böylece genç dengeli, düzenli, tutarlı, gerçekçi davranmayı öğrenir. Özdeşleşme sürecindeki iletişimler, denediği roller, kullandığı davranış kalıpları birbiriyle çatışırsa genç kendi kimliğine yabancı kalır ve "kimlik bunalımı" gelişir.

Ergenlik döneminin ilk yıllarında genç, duygu ve düşünceleriyle bir düş, düşlem dünyası yaratır ve onun içinde yaşar. Genç kişiliğinin gerçek sınırlarını çizemez ve başkalarının kendisini anlamadığı, dinlemediği kanısındadır. Gençlik çağının başında olan hızlı ilerleyen bedensel değişme ve gelişme zamanla yavaşlar ve durur. Bunu ruhsal ve toplumsal değişme izler. Gençlik döneminin başlangıcı ruhsal bakımdan duyguların egemen olduğu çelişkili düşüncelerin ve davranışların bulunduğu bir geçiş dönemidir. Kimisinde hafif, kimisinde gürültülü geçer. Sonuçta genç bilinçli ve bilinçsiz olarak kişiliğini oluşturur. Bu oluşum içinde özdeşleşme yapar ve özerkliğin, özgürlüğün, sorumluluğunun dengesini kurar.

ERGENLİK DÖNEMİNİN TEMEL ÖZELLİKLERİ

Ergenlik çağı çocukluktan yetişkinliğe geçiş hazırlıklarını içine alan bir gelişme dönemidir. Bu dönemle ilgili yaş sınırları toplumdan topluma ve toplumun bir kemsinden diğerine farklılık göstermektedir. Bizim toplumumuz için bu yaş sınırları kızlar için 13-18, erkekler için 15-20 olarak alınmaktadır. Sağlık ve beslenme yönünden koşullar iyileştikçe ergenlik yıllarının başlangıcı olarak kabul edilen erinlik daha küçük yaşlarda ortaya çıktığı halde karmaşıklaşan toplum yapısı içinde ergenin gelişim görevleri çeşitlenerek bunların gerçekleşmesi daha uzun yıllar alır duruma gelmiş bulunmaktadır. (Örneğin, meslek edinmenin uzun yıllar alması vb.)

Ergenlik yıllarında ergenlerin üstesinden gelmeleri gereken görevler ( gelişim görevleri ) şunlardır. Bu gelişim görevleri zamanın da yerine getirilirse, kişinin çevresiyle ahenkli ilişkiler kurmasına yol açmakta, başarılamayan her gelişim görevi ise kişiliğin uyumunda bir sorun ve güvensizlik durumu meydana getirmektedir. Bu gelişim görevlerinin zamanında başarılmasında kişinin kendi benliğine karşı geliştirdiği güvenin ve saygının önemi olmakla beraber , çevrenin kişiye sunacağı güvenin de çok büyük önemi vardır.
Ergenlik döneminde sizlerin üstesinden gelmeniz gereken gelişim görevleri şunlardır. (yanıtlamanız gereken sorular, üstesinden gelmeniz gereken işler) Bunları dikkatle dinleyiniz. Burada verdiğimiz soruları kendinize de sorunuz. Yanıtlarını, kendi kendinize vermeye çalışınız.

1-Cinsel rolünü kabullenme ve bu role uygun davranış örüntüleri geliştirebilme.
2-Duygusal bağımsızlığını kazanma ve kendiyle ilgili önemli kararları kendi başına verebilme.
3-Yaşdaş dünyası içinde kabul görme ve arkadaşlık, işbirliği , liderlik yeteneklerini geliştirebilme.
4-Çatışan değerleri uzlaştırma ve kendi yaşına özgü bir yaşam felsefesi geliştirebilme.
5-Meslek seçimi için gerekli ön hazırlıkları yapma kendine en uygun mesleği seçebilme.
6-Özkimliğine ulaşma ve bunu kabullenebilme(ben kimim ? sorusunun yanıtını verebilme)


Ergenliğin ilk yıllarında birey ne çocuktur, ne de gençtir. Bu nedenle ona “yeniyetme”
denilmektedir. Ama erginliğin son yıllarında kişi artık bir genç sayılabilir. Aynı kimsenin normal bir kişilik gelişimi süreci içinde yeni yetmelik yılları ile gençlik yılları birbirinden oldukça farklı özellikler göstermektedir. Ergenliğin ilk yıllarında kişi çelişkili ve tutarsız davranışlar ortaya koyarken ergenliğin son yıllarında daha tutarlı ve belirgin davranış örüntüleri geliştirmeye başlamıştır.

İlköğretim ikinci kademesine denk düşen ilk gençlik ya da yeniyetmelik yaşlarında, cinsel uyanışla birlikte yeni ruhsal özellikler ve davranışlar kendini gösterir.: Dengeli ve uyumlu ilkokul çocuğu gider, yerine oldukça tedirgin, güç beğenen ve çabuk tepki gösteren bir genç gelir. Duyguları, hızlı iniş ve çıkışlar gösterir. Çabuk sevinir, çabuk üzülür. Çabuk sinirlenir, olur olmaz şeyi sorun yapar. tepkileri önceden kestirilemez oldur. Derslere ilgisi azalmış, çalışma düzeni bozulmuştur. İstekleri artmıştır. Kendisine tanınan hakları yetersiz bulur. Evde ki kuralların çokluğundan ve sıkılığından yakınır . Ana babanın uyarılarına birden tepki gösterir, ters yanıtlar verir. Sürekli bir gidiş geliş içindedir. Evde pek durmak istemez, dönüş saatine aldırmaz, yemeğe geç kalır. Dağınık ve savruk olur. Sık sık bir şey devirip kırar. Oburlaşır, girip çıkıp bir şeyler atıştırır.

İlgileri artmış, gelgeç hevesleri çoğalmıştır. Gürültülü müziğe bayılır. Süse ve giyime düşkünlük gösterir. Genç kız ayna karşısında saatler geçirir., bir sivilceyle gün boyu uğraşır, kaygılanır. Genç erkek, boyasız ayakkabısına bakmaz ama saçını uzatır, günün modasına göre kestirmekte direnir.

Zayıflık, şişmanlık, uzun boy ,kısa boy yüz çizgilerinin düzgün olup olmayışı sorun olmaya başlar. Gizliliğe önem verir. Genç odasına kapanır, kapısını kilitli tutmak ister. Duvarlara renkli resimler ve film oyuncularının resimlerini asar. Arkadaşlarıyla gizli konuşmaları ve fısıldaşmaları olur. Kardeşlerini yanına sokmaz, tersleyip uzaklaştırır. Uzun uzun düşler kurar. Günce tutmaya başlar . şiir , öykü yazmaya özenir. Kendinden habersiz mektuplarının ve yazdıklarının okunmasına büyük tepki gösterir.

Toplumsal olaylara ve politikaya ilgi artar. Kulaktan dolma ya da ödünç alınmış görüşler savunur, büyüklerle tartışmaya girişir. Bunu yaparken ana babasına aykırı gelen düşünceler ileri sürer. Ana babasını eleştirmek fırsatını kaçırmaz. Öğütleriyle davranışları arasındaki aykırılığı yüzlerine vurur. Ana babaya ters gelen davranışları sürdürmekten özel bir tat alır gibidir. Onların seçtiklerini giymez. Aykırı renkler seçer. “okuyup da ne olacak ? futbolcular daha çok kazanıyor, ben futbolcu olacağım ! “ der. Genç, istemekle yıldız futbolcu olamayacağını bilir ama ana babasının tepkisini sınamaktan da kendisini alamaz. Başka bir deyişle, karşı çıkmış olmak için karşı çıkar. Bunun en belirgin örneğini şu öyküde bulabiliriz: Gencin biri bir gömlekçiye gider ve kendine bir gömlek seçer. Parasını öder ve tam çıkarken satıcıya sorar : “Annem babam beğenirse geri getirebilir miyim ? “
Örnekleri çoğaltabiliriz. Kısacası ilk gençlik ve gençlik çağı oldukça fırtınalı bir dönemdir. Bu dönemde genç kendi kendisiyle ve çevresiyle sürekli savaş içinde görünür.. ruh bilim açısından , bu çelişkili duyuş ve davranış özellikleri bu dönem için olağan sayılır. Ancak kimi gençte bu dönem daha gürültülü geçer. Kimi gençte de az bir çalkantı ile atlatılır. Gençteki bu coşkuyu, tedirginliği ve tutarsız davranışı en iyi tanımlayan terimi Türkçe’de buluyoruz: Delikanlılık Anadolu da yalnız erkekler için değil, kızlar içinde “ Delikanlı Kız” deyimi kullanılır.

Şimdiye dek sayılan belirtiler, bu çağdaki gencin bocalamalar, çelişkiler ve bunalımlar içinde olduğunu göstermeye yeter sanırız. Gencin içine düştüğü bu ruhsal çalkantının bir nedeni, bir anlamı vardır. Hızlı beden gelişmesiyle birlikte gelen cinsel uyanış genci hazırlıksız yakalamakta ve bunaltmaktadır. Genç birden bastıran bunca değişikliğe kendini uyduracak gücü bulamamaktadır. Çünkü , doğanın bir oyunuyla, bedensel büyüme hızlanmakta , ruhsal olgunlaşma ise geri kalmaktadır. Dengesi bozulan genç bu yeni duruma alışmaya çabalamaktadır. Tepkilerinde ki iniş çıkışlar, davranışlarındaki tutarsızlıklar, duygulardaki değişkenlik hep bu uyum çabasıyla açıklanabilir. Başka bir değişle, genç, içten gelen saldırganlık ve cinsel dürtülerin baskısı altında bulunmakta, kendisi için yeni ve yabancı olan bu duyguları bir düzene sokmaya çalışmaktadır.. tıpkı toy bir sürücü gibi arabasını doğru yolda tutmaya çabalamakta ama sağa sola yalpa yapmadan yol alamamaktadır.

Genç bir yandan büyümek için sabırsızlanmakta , öte yandan çocuksu davranışlardan sıyrılamamaktadır. Ergenlik belirtilerini yaşıtlarından çok önce gösteren gençlerde bu bocalama daha da belirgindir. Yetişkin boyutlarına ulaşmış bir gövdede çocuk kişiliği vardır.. Bu çağ gencin yeni arayışlar içinde olduğu bir çağdır. Genç her şeyden önce kendini aramaktadır. “Ben kimim , Neyim? Ne olacağım ? Toplumdaki yerim neresi? Sorularını bilinçli ve bilinçsiz olarak kendine sorar. Kendi kişiliğine çeki düzen vermeye çalışır. Sanki bütün çocukluk dönemlerini yeniden yaşar bu dönemde. Kendi kimliğine kavuşabilmesi için, genç, önce ana baba etkisinden sıyrılmaya çalışır. Onun gözünde artık anası babası hiç yanılmaz, hep haklı kişiler değildirler. Onları eleştirici bir gözle yeniden değerlendirmeye girişir. Dolaylı ve açık olarak eleştirir. Beğenileriyle alay eder. Düşüncelerini eskimiş bulur. İnançlarını kuşkuyla karşılar. Sanki anadan babadan öğrenecek bir şeyi kalmamıştır. Öğütleri batar, uyarıları onu kızdırır. Bunları yaparken, genç hiç kuşkusuz çok aşırıya gider. Kişiliği olduğuna kendini inandırmak için işe yadsımakla başlar. Bu gerçeği gülmece yazarı Mark Twain çok iyi dile getirmiş: “ Onbeş yaşımdayken babamı çok bilgisiz sanırdım. Yirmi beşime geldiğimde babamın geçen on yıl içinde ne çok şey öğrendiğini görerek şaştım”. Kuşkusuz babası tüm bildiklerini on yıl içinde öğrenmedi. Ama genç olgunlaştı. Duruldu. Babasını daha gerçekçi olarak değerlendirmeye başladı.

Gençlik çağı bağımsızlık çağıdır. Topluma karışma çağıdır. Genç evden kopar çevreye yönelir. Gerçekten Bu çağda evde oturmak, gence işkence gibi gelir. Spora ilgi artar. Sporun bir dalında kazanacağı başarı kendine güvenini artırır. Daha da önemlisi toplu sporlar , gence yaşıtlarıyla kaynaşma ortamı sağlar. Kendini arkadaşlarıyla karşılaştırır. Yaşıtlarının davranış, giyim kuşam beğenilerini benimser. Onlar gibi argo konuşur. Kendine sırdaş ve dert ortağı seçer. Arkadaş kümesi içinde bağlılığa ve dayanışmaya önem verir. Genç kümede kalmak için kendini arkadaşlarının etkisine bırakır. Onlardan ayrı düşünmeye korkar gibidir. Kendini benimsetmek için, arada, kendine aykırı gelen davranışlara bile katlanır.. Evde arkadaşlarının eleştirilmesini tepkiyle karşılar. Onlara söz söyletmez. Ana baba ise gencin kötü arkadaşlara uyup baştan çıkarılacağından korkar. Sıkı denetleme ve kimi arkadaşlarını yasaklama yoluna giderler. Bu ise genci daha çok sokağa iter.

Evde ana ve babasıyla çatışması çok olan bir gencin, arkadaşlarına kendini tümden kaptırması olasılığı daha yüksektir. Kendini bulma çabasında olan güvensiz ve yetersiz bir genç, daha atılgan ve becerikli yaşıtlarının egemenliği altına girebilir. Bu nedenle gencin yoldan sapması kötü arkadaşa uyma sonucu ortaya çıkmaz. Tersine, ana babasından yeter destek bulamayan genç, olumsuz arkadaşlara yönelir. Ancak, ana babanın denetlemesi ve uyarısı gereklidir. .en sağlıklı gençler bile ara sıra yoldan çıkma eğilimi gösterirler. Ana babasıyla ilişkileri sağlıklı gelişen bir genç , kendini bir süre kaptırsa bile , geri dönüş yapmasını bilir.

Gençlik dönemi hayranlıkların ve tutkunlukların bol olduğu bir dönemdir. Gençler bir yandan ana baba etkisinden sıyrılırken, öte yandan kendilerine yeni örnekler seçerler. Bir öğretmen, bir sporcu, bir şarkıcı onların benzemek istedikleri kişiler olur. Genç hayran olduğu kişilere her yönüyle benzemek ister. Yeteneklerinden kusurlarına değin her şeyini körü körüne beğenir. Bir süre sonra kendine yeni bir örnek seçer, onunla özdeşim kurar .
Kuşkusuz , gençlik çağında ortaya çıkan değişikliklerin tümü olumsuz değildir. Ruhsal alanda yaşanan çalkantı yanında , gençte pek çok olumlu gelişme olur. Bir kez, gencin düşünme yeteneğinde önemli bir sıçrama olur. Soyut kavramları daha iyi anlar ve kullanır. İlgi alanı genişler ve çeşitlik kazanır. İlerde seçeceği meslekle ilgili konulara eğilir. Bir şeyler yapmak, başarılı olmak eğilimi çok güçlenmiştir. Toplumsal olaylara ilgi duyar. Kendini ve başkalarını gözlem yeteneği güçlenmiştir. Hiçbir şeyi beğenmez tutumu, giderek yerinde eleştirilere ve yorumlara dönüşür. Çoşkuludur. Duygu ve düşüncelerini inançla savunur. Haksızlıklara dayanamaz .Bu gelişmelerde ergenlik döneminin olumlu değişiklikledir.

KAYNAKÇA
1-Psikolojiye giriş-Morgan
2-Gelişim Psikolojisi-Bekir Onur
3-Çocuk ve ruh sağlığı-Atalay yörükoğlu
Devamını oku...

İki Yaş Sendromu ( terrible two) Nedir?

İki yaş dönemi çocuk gelişiminin en önemli ve en zor devresidir. Sık sık yaşanan öfke nöbetleri anne ve babalara zor anlar yaşatır. Ancak problemlere karşı hazırlıklı olarak 2 yaş sendromunun üstesinden gelmek mümkün.


Anne ve babalar bebeklik döneminin yorucu temposundan kurtulduktan sonra her şeyin daha kolay olacağını düşünüyorlar. Ancak, her yaşın ayrı bir zorluğu olduğunu hatırlatmakta yarar var. Özellikle çocuklarda özerklik dönemini diye adlandırılan 12-36 aylarda önemli değişiklikler gözleniyor. 2 yaşla birlikte çocuklar sadece yürümekle, konuşmakla yetinmiyor, kendi bildiklerini okuyorlar. Sinirleniyor, ağlıyor ve öfke nöbetlerine kapılıyorlar. Bu noktada aileler ne yapacaklarını şaşırıyorlar. Öncelikle sorunlara karşı hazırlıklı olmak gerekiyor. İki yaş ve sonrasında anne - babaların kendilerini nelerin beklediğini bilmeleri son derece faydalı. Sebepleri bilindikten ve gerekli önlemler alındıktan sonra iki yaş dönemini atlatmak aslında hiç zor değil.

Öfke Nöbetleri

Bu negatif dönemde çocuk dengesiz, olumsuz ve inatçı oluyor. Anne ve babasıyla sürekli çatışma halinde olan çocuk onların istediğinin tam tersini yapıyor. Kısa bir süre öncesine kadar neşeli, söz dinleyen ve kolay yönetilebilen çocuk, birdenbire ters ve huysuz oluyor. İşte bu çatışmaların en üst noktası öfke nöbetleridir. Bu nöbetler çocuğun mutlaka kötü huylu, iyi yetiştirilmemiş ya da sorunlu olduğu anlamına gelmez. Sadece bu yaşlarda doğal kabul etmemiz gereken kontrolsüzlüğün ifadesi diyebiliriz. Çocukların öfke davranışları; her şeye itiraz etme, ağlayıp kendini yere atma, başını duvara veya yere vurma, yemeği reddetme, yediği yemeği kusma, eline geçeni fırlatma gibi oldukça çeşitlidir.

Öfkenin Nedenleri

İki yaşına kadar edilgen, bağımlı ve güçsüz olan çocuk, yürüme ve konuşmanın başlamasıyla kendini ifade etmenin yollarını ararken sosyalleşmenin de adımlarını atıyor. Sosyalleşmeye çalışırken de kendilerinde öfkeyi oluşturacak uyaranlarla karşılaşıyorlar.


• Oyuncağının elinden alınması

• Yıkanma

• Engellenme

• Baskılı tuvalet eğitimi

• Yemek yeme


Annenin aşırı koruyucu olması, ailede öfke ve şiddet, çocuğun fizyolojik ve psikolojik gereksinimlerinin doyurulmaması, aşırı kuralcı anne-baba davranışları, kardeş kıskançlığı gibi durumlarda da öfke davranışlarıyla karşı karşıya kalınıyor.

İki yaş sendromu ( terrible two) için ne yapılmalı? nasıl davraılmalı?

Anne ve Babaya Düşen Görevler


Anne - baba çocuğu korkutmamalı, öfkeyi dindirmek için çocuğun her istediğini yapmaktan kaçınmalı, davranışla uyumlu olmayan gereksiz cezalar uygulamamalı, çocuğun öfkeli davranışları anne-babanın öfkesine yol açmamalıdır. Zaten çocuğun problemi, sakinleşememektir. Anne baba da sinirlenirse çocuğun öfkesi beslenir. Doğru olan çocuğun yanından çıkmak, sakinleşene kadar yalnız bırakmak, daha sonra yanına gelmektir. Unutulmamalı ki bu yaşta çocuğun öfkesi sosyal çevreye uyum çabalarının da bir parçasıdır. Çocuğun her türlü öfkesini kısıtlarsak bu kez öfkeyi kendine yönelten çocuk kendini ısırmaya, saçlarını koparmaya yani kendine zarar vermeye başlar.

Bazen çocuğun öfke krizleri karşısında anne - baba çözüm üretemiyor, hatta çocukla ilişkileri bozulma noktasına geliyor. İşte bu noktada sadece öfke gösteren çocuğun değil ebeveynlerin de profesyonel yardım almalarında fayda var.


Psikolog Penbe Yazıcı

Devamını oku...

Okul Öncesi Eğitim

12 Kasım 2011 Cumartesi

“ Eskiden anaokulu mu varmış!”
“ Kaçımız anaokuluna gitti, hâlbuki gayet iyi öğrencilerdik…”
“ Bunlar ömür boyu öğrencilik yapacaklar, bir sene daha fazla oynasınlar. Anaokuluna gerek yok.”
“ Bir sene önceden gönderip de çocuğu ezdirmeye ne gerek var canım! Hayat onları nasılsa ezecek…”
Okul öncesi eğitimle ilgili bu ve benzeri ifadeleri etrafta çok duymaktayız.
Oysa Okulöncesi yıllarında yaşadığı ve gördüğü olaylar, çocuğun kişiliğinin temel taşlarını oluşturur. Bu önemde, çocuğun çeşitli alanlardaki gelişimini desteklemek için, iyi bir çevre düzenlemesi yapılmalıdır. Zekânın gelişimi üzerinde çevresel faktörlerin etkisi azımsanmayacak ölçüdedir.
Çocuk, oynarken pek çok şeyi deneyerek öğrenir. Anaokulu da çocuk için en uygun öğrenme ortamıdır. Her Çocuk Bir Bireydir. Konuya genel olarak bakacak olursak:

OKUL ÖNCESİ EĞİTİMİN TEMEL İLKELERİ
  • Okul Öncesi Dönem Hayatın Temelidir.
  • Gelişmede Özel Alıcı Dönemler Vardır.
  • Eğitim Çocuğun İhtiyaçlarına Duyarlıdır.
  • Gelişimin Bütün Yönleri Birbirleri ile İlişkilidir.
  • Bu Nedenle Eğitim Çocuğun Bütünlüğünü Gözetir.
  • Çocuğun Aktif Katılımı Ve İlgisi ön plandadır.
Okul Öncesi Eğitimle;
  • Çocuğun kendine güveni gelişir,
  • Kendini idare etmeyi öğrenir,
  • Bağımsız olmayı öğrenir ve özsaygıyı kazanır,
  • Mucit, girişimci, üretici ve problem çözücü olmayı öğrenir.
  • Kendi kişiliğini ve vücudunu tanır,
  • Sosyalleşir,
  • İlkokula uyumunu sağlayacak yetenekleri geliştirir.
OKUL ÖNCESİ EĞİTİM PROGRAMININ GENEL ÖZELLİKLERİ
  • 36-72 aylık çocuklara yöneliktir.
  • Çocuk merkezli programdır.
  • Muhayyile ön plandadır(Ünite ve konuların olmayışının altında yatan temel felsefe de budur).
  • Çocuğun çok yönlü gelişimi esastır.
  • Hiçbir gelişim alanı diğerinden daha iyi ya da önemli değildir.
  • Konular değil çocuğa kazandırılacak davranışlar esastır.
  • Konular amaç değil araçtır.
  • Bir hedef kazandırılırken farklı konular seçilebilir. Aynı konuyla farklı hedefler kazandırılırken farklı boyutta da tekrar tekrar ele alınabilir.
  • Program, problem çözme ve oyun yöntemlerini öne çıkarır.
  • Günlük yaşam deneyimlerinin ve yakın çevre olanaklarının kullanılmasını teşvik eder.
  • Aile katılımı önemlidir.
  • Esnektir.
  • Her grup için, Türkiye?nin her yerinde uygulanabilir bir programdır.
  • Bireyselleştirmeye uygundur.
  • Özel eğitime gereksinim duyan bazı gruplarda ve kaynaştırma uygulayan okullarda da kullanılabilir.
Tüm bu açılar ve özellikler göz önüne alındığında okul öncesi eğitimin önemi daha da artmaktadır. Bu konuda önemli bir noktayı hatırlatmadan geçemeyeceğim: çocuklarını ilköğretime sosyal, bedensel, zihinsel açıdan gelişimlerinin alt basamağını ve ilk adımını atmış olarak hazır bir şekilde başlatmak, ya da onları Eğitimci John Lock?un dediği gibi ?Tabula Rasa: Boş Levha? olarak başlatmak. Tercih ailelere aittir.

OKUL ÖNCESİ EĞİTİM
        Aile çevresindeki koşulları ne denli iyi ve elverişli olursa olsun, çocuğu taşıtlarıyla birlikte uygun bir ortamda ve uzman eğiticilerin gözetimin
de temel öğrenim olan ilköğretime hazırlamak, daha olumlu sonuçlar vermektedir.

Gelişmekte olan ülkemizde sanayileşmenin paralelinde, yaşam koşulları kadının çalışmasını zorunlu kılmış, bu da okul öncesi eğitimin önemini bir
kat artırmıştır.         Yaşamın özelikle ilk üç yılında, annenin, çocuğunun eğitimiyle meşgul olması, hiçbir kişi ya da kurumdan yardım istememesi kuşkusuz en sağlıklı
yoldur. Ancak yaşam koşulları sebebiyle, annenin aileye ekonomik katkıda bulunmak üzere çalıştığı durumlarda, “bakıcı “ dan yararlanma seçeneği birçok
eğitimsel yanlışı da beraberinde getirmektedir. Çocuk model olarak kendisine bakan bu kimseyi aldığından, onun konuşmasındaki dilbilgisi hatalarını, örf
ve adetlerini taklit yoluyla öğrenecektir. Daha da önemlisi, anneye en çok gereksinim duyduğu bu dönemde anneyle fizik temastan ve duygusal etkileşimden
uzak büyücek, bu da çocuğu kişiliğini ve duygusal gelişimini önemli bir biçimde etkileyecektir.
         Büyükanne yanında bakım, aşırı hoşgörü ve şımartma nedeniyle, eğitimsel açıdan tehlikelidir. 0-3 yaş çocuğunun kurumda bakımı  da özel bir uzmanlık
iştiyor. Bu yaş çocuklarına hizmet veren kreşlerin özel hemşire, doktor, uzman pedagog ve psikologları bünyelerinde görevlendirmeleri gerekir.
ANAOKULUNUN ÖNEMİ   
Çocuğun oyun gereksinimini en iyi karşılayan toplumsal kurum, “Anaokulları “dır.
          3-6 yaş çocuklarının eğitimini gerçekleştiren anaokulunu, annenin yokluğunu giderecek bir kurum olarak değil de, annenin tek başına çocuğun üzerindeki
ilk yıllardaki rolüne katkıda bulunan ve bu rolü yaygınlaştıran bir kurum olarak değerlendirmek gerekir.
          Anaokulu, ilköğretime hazırlık olmaktan çok, ailenin dışına atılan ilk adım olarak düşünülmelidir. İlk üç yıl içinde çocuk, model olarak aldığı
anne ve babasından alabileceğini alır ve kendisine tanınan fırsatlar ölçüsünde belirli bir psiko-sosyal olgunluğa varır. Ancak bu gelişim sınırlıdır.
          Froebel’ in deyişiyle:” Anaokulunun amacı, öğrenmeye ilgi uyandırmaktır.”Anaokulu, çocuğa bilgi aktarmaktan çok, çocuğun içinde var olan yeteneklerin
serpilip gelişmesine yardımcı olur. Çocuk, anaokulunda en iyi oyun ortamını bulur,işbirliğini geliştirir,yaşıtlarıyla ilişkiye girer. Anaokulu çocuğu,
kendi hakkını korurken, paylaşmayı ve başkalarının özgürlüğünü zedelememeyi öğrenir.
          Anaokulları, çocukların sözel faaliyetlerine önem veren ve onlara hareket imkanı hazırlayan kurumlar olmalıdırlar.
          Anaokulunda renk, sayı ve kavramlar, çocuğun düşüncesine uygun bir biçimde somuta indirgenerek verilir. Parmak boya ve resim faaliyeti, su oyunu,
kum oyunu, ritmik jimnastik, bloklarla oynama önde gelen oyun dizileri arasında sayılabilir. Çocukların en hoşlandıkları dramatik oyun köşeleri, doktorculuk,
Bebekçilik, bakkalcılık köşeleridir. Çocuk en iyi ve örgütlü oyun ortamını anaokulunda bulur.
          Anaokulunun temel öğretim programı içinde insan ve hayvanları tanıtma, ülkemizi ve dünya ülkelerini tanıma, önemli olay ve günlerle, trafik, görgü
gibi çeşitli kuralları öğrenme sayılabilir.
          Anaokulu, aynı zamanda kuralları en etkili bir biçimde öğretebilen bir kurumdur. Çocuk, yaşıtlarıyla ilişkiye girerek birlikte yaşamayı, yemek
yemeyi, uyumayı ve oynamayı öğrenir. Böylece başkalarının özgürlüğünden haberdar olur,”ben” ve”başkası “ kavramlarının bilincine vararak yardımlaşma ve
işbirliği duygusunu geliştirir.
            Anaokullarının, çocukları ilköğretimlere hazırlayan birer kuruluş niteliğinde olmaları önemlerini daha da artırmaktadır. Toplumsal işlevleri
büyük olan anaokulları , çocukları barındıran değil, fakat onları eğiten ve biçimlendiren çok önemli eğitim kurumlarıdır. Bu tür kurumların yalnızca ticari
amaçla açılmaları, çocukların gelişimlerini olumsuz açıdan etkiler.
            Birlikte yaşama ve çalışmayı öğrenirken, çocuğun ayrıntılarıyla kopya edeceği, sağlıklı bir öğretmen modeline ihtiyacı vardır. Bu sebeple, anaokulu
öğretmeninin olumlu bir model oluşturmasının yanında, yeterli düzeyde pedagojik formasyona sahip olması ve mesleğini sevmesi gerekmektedir.
            Bunun yanı sıra anaokulu öğretmeni, çocuğun gelişim ve uyumundaki karmaşık psikolojisiyle, ihtiyaç duyduğu çevre koşullarını bilebilmelidir.
            Kısaca anaokulları, annesi çalışmayan çocuklar için 4 yaşından, annesi çalışan çocuklar için 3 yaşından itibaren gerekli ve yararlı kuruluşlardır.
            Ancak, burada anaokullarının nitelikli olması, amacının çocukları barındırmak değil, başarılı bir eğitim olması gerektiğini vurgulamakta fayda
vardır.
Devamını oku...